İngilizce Hikaye Anlatma: Sohbette Geçmiş Zamanlar
İngilizce hikaye anlatırken sorun çoğu zaman kelime değil, iskelet eksikliği. Üç geçmiş zamanın hikayedeki görevini, dört adımlı anlatım sırasını ve kapıda kalan birinin kısa diyaloğunu gör.
İngilizce hikaye anlatmanın sırrı üç geçmiş zamanı birbirinden ayırmak: sahneyi past continuous ile kurarsın, olayları past simple ile sıralarsın, olaydan önce olmuş bir şeyi hatırlatman gerekirse past perfect kullanırsın. Gramer kitapları bu zamanları ayrı ayrı öğretir; sohbette ise üçü aynı hikayede, belli bir düzenle çalışır.
Hafta sonun nasıl geçti diye sorulduğunda It was good deyip susuyorsan, sorun büyük ihtimalle kelime eksikliği değil. Elinde bir iskelet olmadığı için anlatmaya başlamak zor geliyor.
Üç geçmiş zaman hikayede ne iş yapar?
Bir hikayeyi film sahnesi gibi düşün. Önce kamera ortamı gösterir, sonra olaylar art arda gelir, ara sıra da kısa bir geri dönüş yapılır. Her zamanın bu sahnede tek bir görevi var:
| Zaman | Hikayedeki görevi | Örnek |
|---|---|---|
| Past continuous | Arka plan, olay başladığında süren durum | It was raining and I was waiting for the bus. |
| Past simple | Hikayeyi ilerleten olaylar | A car stopped, and the driver rolled down the window. |
| Past perfect | Olaydan önce olmuş, hatırlatılması gereken bilgi | I had left my umbrella at the office. |
Hikayenin ana gövdesi past simple'dır. Diğer ikisi baharat gibidir: yerinde kullanılınca anlatımı canlandırır, her cümleye serpilince dinleyiciyi yorar.
Bir hikayeyi hangi sırayla anlatırsın?
Sohbette anlatılan kısa hikayeler genelde aynı dört parçadan oluşur. Bu sırayı bir kez oturtursan, hangi zamanı nerede kullanacağını düşünmene gerek kalmaz.
- Merak uyandıran bir giriş yap. Tek cümleyle dinleyiciye bir hikaye geldiğini haber ver: Something weird happened to me on Saturday. ya da You won't believe what happened at work.
- Sahneyi kur. Nerede olduğunu ve ne yaptığını past continuous ile anlat: I was cooking dinner and my phone was charging in the other room.
- Olayları sırala. Hikayeyi past simple ile ilerlet, aralara then, suddenly, so, after that gibi bağlaçlar koy. Gerekirse tek bir past perfect cümlesiyle geriye dön.
- Sonu ve tepkini söyle. Ne olduğunu ve ne hissettiğini kısa bir cümleyle bağla: It was just my neighbour's cat. I laughed for five minutes.
Dört parçayı bir araya getirince otuz saniyelik bir hikaye çıkıyor:
Something weird happened to me on Saturday. I was cooking dinner and my phone was charging in the other room. Suddenly I heard a loud noise from the balcony. I went outside, but there was nobody there. Then I remembered that I had left the balcony door open all afternoon. So I checked behind the plants, and guess what? It was my neighbour's cat, sitting in my flower pot. I laughed for five minutes.
Dikkat et: past continuous sadece sahnede, past perfect sadece bir kez geçiyor. Hikayenin geri kalanını past simple taşıyor.
Gerçek bir sohbette nasıl duyulur?
Hikaye anlatmak tek kişilik bir gösteri değil. Karşındaki soru sorar, tepki verir, sen de hikayeyi bu tepkilere göre uzatır ya da kısaltırsın. Kahve molasında kısa bir sahne:
Emre: How was your weekend?
Lisa: Honestly? A bit of a disaster. I got locked out of my flat on Sunday.
Emre: Oh no! What happened?
Lisa: I was taking the rubbish out, and the wind slammed the door behind me. I had left my keys on the kitchen table, of course.
Emre: No way. So what did you do?
Lisa: I called my landlord, but he didn't answer. So I sat on the stairs in my slippers for almost two hours.
Emre: Two hours! Did he come in the end?
Lisa: He did. And the first thing he said was, "Why didn't you leave a spare key with a neighbour?"
Emre: Ha! Well, did you?
Lisa: I did. The very next day.
Lisa'nın anlattıklarında üç zamanın da yerini görebilirsin: çöpü çıkarırken süren durum (was taking), kapının çarpması (slammed) ve anahtarları daha önce masada bırakmış olması (had left). Emre'nin Oh no! ya da So what did you do? Bu zamanların konuşmada nasıl ayrıştığını merak edersen present perfect ile past simple farkını anlattığımız yazıya göz atabilirsin.
Sen dinleyen taraftaysan şu tepkiler işini görür:
- What happened next? Hikayeyi ilerletmek için.
- Oh no, that's awful. Kötü bir olaya üzüldüğünü göstermek için.
- That's hilarious! Komik bir sona gülerken.
- Wait, why were you there? Kaçırdığın bir ayrıntıyı sormak için.
Hikaye anlatırken en sık hangi hatalar yapılır?
- Her şeyi past perfect'e çevirmek. Türkçede "Dün sinemaya gitmiştim" demek çok doğal, ama İngilizcede bunun karşılığı çoğu zaman sade I went to the cinema yesterday. Past perfect ancak hikayede başka bir geçmiş an varsa ve ondan daha önceyi anlatıyorsan gerekir.
- Zamanlar arasında sebepsiz zıplamak. I go to the shop and I saw my old teacher gibi cümleler dinleyicinin kafasını karıştırır. Bir zamanla başladıysan o zamanda kal.
- Fiil halini karıştırmak. I was go ya da I had went gibi yapılar, konuşma hızlanınca en sık kaçan hatalardır. Doğruları: I was going, I had gone.
- Ayrıntıda boğulmak. Saat kaçta kalktığın, ne giydiğin, otobüsün numarası... Dinleyici olaya ulaşmadan ilgisini kaybeder. Sahneyi iki cümlede kur, sonra olaya geç.
Anadili İngilizce olanlar neden şimdiki zamanla anlatır?
Bir dizide ya da arkadaş sohbetinde şöyle bir şey duyabilirsin: So I'm standing at the bus stop, and this guy comes up to me and says... Olay geçmişte olmuş ama anlatıcı present tense kullanıyor. Bu bir hata değil; hikayeyi sanki şu an oluyormuş gibi canlı anlatmanın gündelik bir yolu. Sen kullanmak zorunda değilsin, ama duyduğunda şaşırma.
Hikaye anlatmayı nasıl çalışırsın?
En işe yarayan yöntem aynı hikayeyi birkaç kez anlatmak. Geçen hafta başına gelen küçük bir olayı seç ve telefonuna kaydederek iki dakikada anlat. Ardından aynı hikayeyi bir dakikaya, sonra otuz saniyeye indir. Her turda gereksiz ayrıntılar düşer, bağlaçlar oturur ve zamanlar yerine yerleşir.
İlk anlatımda hataları düşünme, sadece akışa odaklan; zamanlara kaydı dinlerken bakarsın. Bu ayrımın neden işe yaradığını akıcılık ve doğruluğu ayrı zamanlara bölmek üzerine yazımızda ayrıntılı anlattık.
Doğal anlatım ritmini kulağına yerleştirmek için hikaye anlatılan podcast'lerde anlatıcıyı yarım saniye geriden taklit edebilirsin; shadowing tekniği tam olarak bu. Ama asıl test, karşında soru soran ya da wait, what? diyen gerçek bir dinleyicidir.
Sık Sorulan Sorular
İngilizce hikaye anlatırken en çok hangi geçmiş zamanı kullanırım?
Hikayenin ana gövdesini past simple taşır; olayları onunla sıralarsın. Past continuous sahneyi kurmak, past perfect ise olaydan önce olmuş bir şeyi hatırlatmak için az ve yerinde kullanılır.
Past perfect'i hikayede ne zaman kullanmalıyım?
Hikayede zaten bir geçmiş an varsa ve ondan daha önce olmuş bir şeyi anlatıyorsan. Örneğin kapı çarptığında anahtarlarını çoktan masada bırakmışsan: I had left my keys on the kitchen table.
Anadili İngilizce olanlar hikayeyi neden present tense ile anlatıyor?
Geçmişteki bir olayı şu an oluyormuş gibi canlı anlatmak gündelik konuşmada yaygın bir yöntem. Hata değildir, ama senin kullanman şart değil; önce geçmiş zamanlarla rahat anlatmayı oturt.
Hikaye anlatmayı tek başıma nasıl çalışabilirim?
Başına gelen küçük bir olayı telefonuna kaydederek önce iki dakikada, sonra bir dakikada, en son otuz saniyede anlat. Her turda gereksiz ayrıntılar düşer ve zamanlar yerine oturur.