talkup
Konuşma Pratiği

İngilizce Tekrar Eder misiniz? Anlamadığında Ne Demelisin

Anlamadığında pardon demek karşındakine yalnızca duymadığını söyler. Neyi kaçırdığını belirten İngilizce kalıplarla tekrar istemeyi, hızı yavaşlatmayı ve anladığını kontrol etmeyi bir öğrencimizin sorusu üzerinden öğren.

Yeni taşınmış orta yaşlı bir kadın evinin kapısında, elinde geri dönüşüm takvimi tutan yaşlı komşusunu dinliyor ve gülümseyerek tekrar etmesini istiyor

Karşındakini anlamadığında en doğal İngilizce cevap "Sorry, could you say that again?" cümlesidir. Ama asıl farkı yaratan, neyi kaçırdığını söylemektir: cümlenin tamamını mı, tek bir kelimeyi mi, yoksa sadece hızı mı? Bunu belirttiğinde karşındaki aynı cümleyi daha yüksek sesle tekrarlamak yerine sana gerçekten yardım eder.

Bir öğrencimizin sorusu: Üç kez "pardon" demek ayıp mı?

Kısa süre önce Dublin'e taşınan bir öğrencimiz derse şu soruyla geldi: "Hocam, komşum kapıda bana çöp toplama günlerini anlattı. Üç kere pardon? dedim. Üçüncüsünde aynı cümleyi bu sefer neredeyse bağırarak söyledi ve ben yine anlamadım. Çok mu kaba davrandım?"

Kaba davranmamıştı. Sorun, üç seferde de aynı sinyali vermesiydi. Pardon? karşındakine sadece "duymadım" der. Komşu da mantıklı olanı yaptı: sesini yükseltti. Oysa öğrencimiz sesi gayet iyi duymuştu; anlamadığı şey bin collection ifadesi ve komşunun hızıydı. Derste aynı sahneyi yeniden kurduk ve her seferinde farklı bir şey istemeyi çalıştık. Aşağıdaki kalıplar o çalışmadan çıktı.

Neyi kaçırdığını nasıl anlarsın?

Tekrar istemeden önce kendine bir saniye şunu sor: Hiç mi anlamadım, bir kelimede mi takıldım, yoksa anladım ama emin değil miyim? Üç durumun cümlesi de farklıdır.

  • Hiçbir şey oturmadıysa: cümlenin tamamının tekrarını iste.
  • Tek kelime düştüyse: sadece o parçayı sor.
  • Anladığını sanıyorsan: kendi cümlenle geri söyle, onay al.

Cümlenin tamamını kaçırdığında ne dersin?

"Sorry, could you say that again?" en güvenli seçenek. Buradaki sorry özür değil, dikkat çekme sözcüğü; Türkçedeki "pardon" gibi çalışır. Gerçek özürlerin bundan nasıl ayrıldığını merak ediyorsan sorry dışında özür dileme yollarını anlattığımız yazıya bakabilirsin. Daha kısa bir alternatif de var: yükselen bir tonla tek kelime "Sorry?" Samimi ortamlarda bu yeterli.

"Sorry, I didn't catch that." Kelimesi kelimesine "yakalayamadım" demek. Sorunun gürültüde ya da hızda olduğunu, senin dikkatsizliğinde olmadığını ima eder. Bu yüzden kulağa çok rahat ve doğal gelir.

"Could you slow down a little?" Asıl sorun hızsa bunu açıkça söyle. Tekrar isteyip aynı hızda yeniden dinlemek işe yaramaz. İstersen başına küçük bir açıklama ekle: "My English is still getting there, could you slow down a little?" Çoğu insan bunu duyunca hızını kendiliğinden ayarlar.

Kaçınman gereken tek şey düz bir "What?" Tek başına ve düz tonla söylendiğinde sert, hatta sinirli duyulabilir. Yakın arkadaşlar arasında sorun değil; kapıdaki komşuya ya da bir görevliye karşı riskli.

Tek bir kelimeyi kaçırdığında ne dersin?

Burada en güçlü teknik, anladığın kısmı tekrar edip boşluğu soru tonuyla bırakmaktır. Komşu "The bin collection is on Thursdays" dediyse ve sen ilk kısmı kaçırdıysan: "Sorry, the what is on Thursdays?" Karşındaki hangi parçayı tekrar edeceğini anında anlar ve bütün cümleyi baştan söylemek zorunda kalmaz.

Kelimeyi duydun ama anlamını bilmiyorsan: "Sorry, what do you mean by bin collection?" Bu kalıp, kelimeyi duyduğunu ama bu bağlamdaki anlamını çözemediğini gösterir. İsim, adres ya da teknik bir terim gibi yazılışı önemli bir şeyse: "Could you spell that for me?"

Anladığını nasıl kontrol edersin?

Bazen her kelimeyi duyarsın ama yine de emin olamazsın. O zaman tahmin edip başını sallamak yerine duyduğunu kendi cümlenle geri söyle: "So you mean...?" ya da "Just to check, ..." Bu hem anladığını doğrular hem de karşındakine onu dikkatle dinlediğini gösterir.

Öğrencimizle derste kurduğumuz yeni versiyon şöyleydi:

Neighbour: Just so you know, bin collection's Thursday, but recycling's every other week.

Student: Sorry, I didn't catch the last part. Recycling is...?

Neighbour: Every other week. So one week yes, one week no.

Student: Ah, so you mean every two weeks?

Neighbour: Exactly. Next one's this Thursday.

Student: Just to check, this Thursday for both?

Neighbour: Yep, both this week.

Dikkat edersen öğrencimiz hiçbir yerde "anlamadım" demedi. Her seferinde neyi kaçırdığını işaret etti ve konuşma iki tur içinde netleşti. Komşu da sesini yükseltmek yerine açıklama yaptı.

Aksanını tanımadığın biriyle konuşurken ne değişir?

İskoç, Hint ya da Avustralya aksanıyla ilk kez karşılaştığında sorun çoğu zaman kelime bilgisi değil, kulağının o sesleri henüz eşleştirememesidir. Bu durumda düz bir tekrar isteği yetmeyebilir, çünkü karşındaki aynı cümleyi aynı aksanla tekrar edecek. Daha işe yarayan iki şey var.

Birincisi, anahtar parçayı seçenekli sor: "Sorry, did you say thirty or thirteen?" Rakamlar, saatler ve isimler aksanla en kolay karışan parçalardır. İki seçenek verdiğinde karşındaki bütün cümleyi tekrar etmek yerine sadece birini seçer ve yanlış anlama ihtimali kalmaz.

İkincisi, ilk dakikalarda sabırlı ol. Kulağın yeni bir aksana konuşma ilerledikçe alışır; bu yüzden ilk tekrarlarda paniğe kapılıp sohbeti kısa kesme. İstersen durumu açıkça da söyleyebilirsin: "I'm still getting used to your accent, bear with me." Bu cümle karşındakini rahatsız etmez, çoğu zaman gülümsetir ve onu kendiliğinden daha net konuşmaya iter. Kulağını farklı aksanlara önceden alıştırmak istersen dizi izleyerek İngilizce konuşmayı geliştirmenin yollarına göz at.

Üçüncü seferde de anlamazsan ne yaparsın?

Olur. Aksan, gürültü ve tanımadığın bir ifade bir araya gelince iki tekrar bile yetmeyebilir. Bu noktada aynı cümleyi üçüncü kez istemek yerine yöntemi değiştir:

  • Başka kelimelerle iste: "Sorry, could you put it another way?"
  • Yazılı iste: "Would you mind writing it down?" Özellikle saat, rakam ve adreslerde çok işe yarar.
  • Örnek iste: "Could you give me an example?"

Bu cümleleri kurmak bir başarısızlık itirafı değil. Ana dili İngilizce olan insanlar da birbirlerine sürekli "sorry, say again?" der. Fark, onların bunu hiç düşünmeden yapmasıdır.

Bu kalıpları refleks haline nasıl getirirsin?

Kalıpları bilmek yetmez; o an ağzından çıkmaları gerekir. İki şey yardımcı olur. Birincisi, kulağını doğal hızdaki konuşmaya alıştırmak: shadowing tekniği hızlı cümleleri hem duymayı hem söylemeyi kolaylaştırır, böylece baştan daha az şey kaçırırsın. İkincisi, bu kalıpları gerçek bir konuşmada denemek. Canlı derslerimizde eğitmenlerimiz bazen bilerek biraz hızlı konuşur ya da öğrencinin bilmediği bir kelime kullanır; amaç tam olarak "Sorry, the what?" refleksini çalıştırmaktır.

Bu hafta kendine tek bir kural koy: Anlamadığında başını sallamak yok. Sadece hangi parçayı kaçırdığını söyle. Birkaç denemeden sonra bunun konuşmayı bozmadığını, tam tersine akıttığını göreceksin.

Sık Sorulan Sorular

İngilizcede tekrar eder misiniz nasıl denir?

En güvenli ve kibar kalıp "Sorry, could you say that again?" cümlesidir. Daha rahat bir alternatif olarak "Sorry, I didn't catch that." da kullanabilirsin.

Anlamadığımda "What?" demek kaba mı?

Tek başına ve düz bir tonla söylendiğinde sert duyulabilir. Yakın arkadaşlar arasında sorun olmaz ama tanımadığın birine "Sorry?" ya da "Sorry, could you say that again?" demek daha güvenlidir.

Karşımdaki çok hızlı konuşuyorsa ne demeliyim?

Hızın sorun olduğunu açıkça söyle: "Could you slow down a little?" Aynı hızda tekrar dinlemek genelde işe yaramaz.

Üç kez tekrar istedim ve hâlâ anlamadım, ne yapmalıyım?

Aynı cümleyi tekrar istemek yerine yöntemi değiştir: başka kelimelerle anlatmasını ("Could you put it another way?"), yazmasını ya da bir örnek vermesini iste.

Bunlar da ilgini çekebilir