Alışverişte İngilizce: Beden, İade ve Pazarlık Kalıpları
Mağazada beden sormaktan iade masasına, pazar tezgâhında kibarca pazarlık yapmaya kadar alışverişte işine yarayacak kısa İngilizce kalıplar ve bir öğrencimizin refund or exchange anı.
Alışverişte İngilizce için uzun cümlelere ihtiyacın yok. Beden sormak için Do you have this in a medium?, iade için I'd like to return this, pazarlıkta ise Is that your best price? çoğu durumu çözer. Asıl farkı yaratan şey, görevlinin sana soracağı kısa soruları önceden tanımaktır.
Bu yazıda bir mağazaya girdiğin andan iade masasına kadar olan sırayı takip ediyoruz. Sonunda da pazarlığın nerede işe yaradığına, nerede tuhaf kaçtığına bakıyoruz.
Görevli "Can I help you?" dediğinde ne cevap verilir?
Mağazaya girer girmez büyük ihtimalle Can I help you? ya da Are you looking for anything in particular? sorusunu duyarsın. Sadece bakıyorsan en doğal cevaplar şunlar:
- I'm just looking, thanks. Sadece bakıyorum, teşekkürler. Kaba değil, tamamen normal bir cevap.
- Actually, yes. I'm looking for a winter jacket. Aslında evet, kışlık bir mont bakıyorum.
- Do you have this in another colour? Bunun başka rengi var mı?
Just looking dedikten sonra görevli genelde Let me know if you need anything der ve seni rahat bırakır. Sonra bir şey sormak istersen Excuse me, could you help me with something? diyerek ona dönebilirsin.
Beden nasıl sorulur, deneme kabini nasıl istenir?
Bedeni sorarken ürünü elinde tutup this demek işini çok kolaylaştırır. Ürünün adını bilmesen bile anlaşılırsın:
- Do you have this in a medium? Bunun M bedeni var mı? (a small, a large diye değiştirebilirsin.)
- Do you have this in a smaller size? Daha küçük bedeni var mı?
- Can I try this on? Bunu deneyebilir miyim?
- Where are the fitting rooms? Deneme kabinleri nerede? (Amerika'da dressing rooms da denir.)
Denedikten sonra durumu anlatmak için birkaç ifade yeter: It's a bit tight (biraz dar), It's too loose (fazla bol), It's too long (fazla uzun), It fits perfectly (tam oldu). Burada küçük bir tuzak var: fit bedenin uymasını, suit ise yakışmayı anlatır. It doesn't fit me "bedenim değil", It doesn't suit me ise "bana yakışmadı" demektir.
Ayakkabı numaraları başka sistemde olabilir
İngiltere ve Amerika'da ayakkabı numaraları Avrupa sisteminden farklıdır. Yani her zaman giydiğin 40 numara, rafta bambaşka bir sayıyla yazılı olabilir. Tahmin etmek yerine sor: What's this in European sizes? ya da I'm a 40 in European sizes. What would that be here?
Kasada hangi soruları duyarsın?
Kasada sen soru sormaktan çok soru cevaplarsın. En sık duyacakların şunlar:
- Would you like a bag? Poşet ister misin? Cevap: No, thanks, I'm fine.
- Card or cash? Kart mı, nakit mi?
- Would you like the receipt? Fişi ister misin? İade ihtimali varsa cevabın her zaman Yes, please. olsun.
Senin soracakların da kısadır: How much is this?, Is this on sale? (Bu indirimde mi?), Can I pay by card? Etikette buy one, get one free görürsen, birini alana ikincisi bedava demektir.
İade ve değişim isterken ne demelisin?
Bir öğrencimiz derse şu soruyla geldi: "Tatilde aldığım ayakkabıyı geri götürdüm, I want to give this back dedim. Kasiyer Refund or exchange? diye sordu, ben de panikle Yes dedim. Kadın gülümsedi ama ne istediğimi anlamadı. Ne demeliydim?"
Kasiyerin sorusu aslında bir seçimdi ve üç kelimeyi bilmek yetiyordu:
- refund: Paranın iadesi. Ödemeyi kartla yaptıysan para genelde aynı karta geri yatar.
- exchange: Ürünü başka bir beden ya da renkle değiştirmek.
- store credit: Para yerine sadece o mağazada harcayabileceğin bir bakiye ya da hediye kartı.
Öğrencimizin söylemesi gereken cümle şuydu: A refund, please. They don't fit. Değişim istiyorsa: Could I exchange them for a bigger size? Give back yanlış anlaşılmaz ama mağazadaki doğal kalıp I'd like to return this cümlesidir.
İade masasında işine yarayacak birkaç cümle daha:
- I have the receipt. Fişim var.
- I haven't worn it. Hiç giymedim.
- What's your return policy? İade koşullarınız neler? Bunu satın alırken sormak, sonradan sürprizle karşılaşmanı önler.
Görevli büyük ihtimalle Do you have the receipt? diye soracak. Bazı mağazalar fiş olmadan para iadesi yapmaz, sadece store credit teklif eder. Kasadaki fiş sorusuna evet demek, bu yüzden iadenin yarısıdır.
Pazarlık nerede yapılır, nasıl kibarca istenir?
Zincir mağazalarda ve süpermarketlerde fiyat sabittir; orada pazarlık denemek tuhaf karşılanır. Pazarlık açık pazarlarda, bit pazarlarında (flea market), sokak tezgâhlarında ve bazen ikinci el dükkânlarında olur. Bu pazarlar çoğu zaman ara sokaklarda kurulur, oraya ulaşmak için yol sormak ve gelen tarifi anlamak da ayrı bir beceri ister.
Pazarlıkta ton, kelimelerden daha önemlidir. Türkçedeki "biraz indirin" rahatlığı İngilizcede gülümseyerek ve soru şeklinde kurulur:
- Is that your best price? Son fiyatınız bu mu? Kibar bir açılıştır, satıcıya indirim yapma alanı bırakır.
- Could you do it for twenty? Yirmiye olur mu? Somut bir rakam söylemek işi hızlandırır.
- What if I take two? İki tane alsam? Birden fazla ürün alırken indirim istemenin doğal yolu.
- I'll think about it. Biraz düşüneyim. Kibarca uzaklaşmanı sağlar; bazen satıcı tam bu noktada fiyatı düşürür.
Anlaştığınızda Deal! ya da OK, it's a deal demen yeterli. Anlaşamazsan da Thanks anyway deyip gülümseyerek ayrılmak tamamen normaldir. Satıcı fiyatı söylerken it won't break the bank gibi bir deyim kullanırsa şaşırmamak için İngilizce para deyimlerini önceden tanımak işine yarar.
Bu kalıpları nasıl akılda tutarsın?
Listeyi ezberlemek yerine kendine üç mini sahne kur: mağazaya giriş, deneme kabini, iade masası. Her sahnede görevlinin sorusunu ve senin cevabını sesli söyle. Gerçek alışverişte seni zorlayan şey genelde kendi sorun değil, beklemediğin bir soru olur. Öğrencimizin Refund or exchange? anında donması da tam olarak buydu.
Bu yüzden en iyi pratik, karşında biri görevliyi oynarken yapılır. Talk Up'taki küçük konuşma odalarında bu tür canlandırmaları eğitmenle birlikte yapabilirsin: eğitmen beklenmedik bir soru sorar, sen de o anda cevap vermeyi alıştırırsın.
Sık Sorulan Sorular
Mağazada "Can I help you?" sorusuna nasıl cevap verilir?
Sadece bakıyorsan "I'm just looking, thanks." demen yeterli; bu kaba değil, tamamen normal bir cevaptır. Bir şey arıyorsan "Actually, yes. I'm looking for..." diye başlayabilirsin.
Refund ile exchange arasındaki fark nedir?
Refund paranın geri ödenmesi, exchange ise ürünün başka bir beden ya da renkle değiştirilmesidir. Store credit ise para yerine sadece o mağazada harcanabilen bir bakiyedir.
Yurt dışında her yerde pazarlık yapılır mı?
Hayır. Zincir mağazalarda ve süpermarketlerde fiyat sabittir. Pazarlık açık pazarlarda, bit pazarlarında ve sokak tezgâhlarında yapılır; "Is that your best price?" kibar bir açılıştır.
It doesn't fit me ile It doesn't suit me aynı şey mi?
Hayır. It doesn't fit me ürünün bedeninin uymadığını, It doesn't suit me ise ürünün sana yakışmadığını anlatır.