Restoranda İngilizce: Masadan Hesaba Sipariş Kalıpları
Restoranda İngilizce sipariş verirken I want yerine ne demelisin, garsonun hızlı sorularına nasıl cevap verirsin? Masa istemekten hesabı bölmeye kadar kalıplar ve kısa bir diyalog.
Restoranda İngilizce sipariş vermenin en doğal yolu "I'll have…" ya da "Could I get…?" ile başlamaktır; I want yanlış değildir ama garsona kaba gelebilir. Bunun dışında bilmen gereken şey aslında az: masa istemek, garsonun kalıplaşmış sorularını tanımak ve hesabı istemek.
Bu yazıda bir restoran ziyaretini baştan sona yürüyoruz. Her aşamada hangi cümleyi kuracağını, hangi soruyla karşılaşacağını ve bizim öğrencilerimizin en çok nerede takıldığını göreceksin.
Restorana girince ne denir?
Kapıda seni karşılayan kişi genellikle "How many?" ya da "Do you have a reservation?" diye sorar. Uzun cümle kurmana gerek yok:
- Table for two, please. İki kişilik masa istiyorum.
- We have a reservation under Demir. Demir adına rezervasyonumuz var.
- Could we sit outside / by the window? Dışarıda ya da cam kenarında oturabilir miyiz?
Restoranı bulmakta zorlanıyorsan sokakta birine sormak da aynı rahatlıkla yapılır; yol sorma ve tarifi anlama kalıplarını ayrı bir yazıda topladık.
Garson ilk ne sorar, sen ne dersin?
Masaya oturduğunda ilk soru neredeyse her zaman içecekle ilgilidir. Bu sorular kalıplaşmıştır ve hızlı söylenir, o yüzden önceden tanımak işini çok kolaylaştırır.
| Garsonun sorusu | Anlamı | Kısa cevap |
|---|---|---|
| Can I get you something to drink? | İçecek bir şey alır mısınız? | Just water, please. |
| Still or sparkling? | Gazsız mı, gazlı mı? | Still, thanks. |
| Are you ready to order? | Sipariş vermeye hazır mısınız? | Could we have a few more minutes? |
| Any allergies? | Alerjiniz var mı? | Yes, I'm allergic to nuts. |
Menüde anlamadığın bir şey varsa çekinme: "What do you recommend?" (Ne önerirsiniz?) ya da "What's in this dish?" (Bu yemeğin içinde ne var?) diye sorabilirsin. Garsonlar bu soruları her gün duyar.
Siparişi nasıl verirsin?
Sipariş için iki kalıp yeter:
- I'll have the chicken salad. En yaygın ve en doğal kalıp. "Ben … alayım" anlamında.
- Could I get the soup, please? Biraz daha kibar bir soru hali. Amerikan İngilizcesinde çok sık duyarsın.
Burada bizim öğrencilerimizde sık gördüğümüz bir hata var: Türkçedeki "bir kahve alabilir miyim?" cümlesini birebir çevirip "Can I take a coffee?" demek. İngilizcede take burada "alıp götürmek" gibi anlaşılır. Doğrusu "Can I have a coffee?".
Yemeğin nasıl pişeceğini ya da neyin çıkarılacağını söylemek için de kısa eklemeler kullanırsın:
- Medium, please. Et için orta pişmiş.
- Could I have it without onions? Soğansız olabilir mi?
- Can I get the dressing on the side? Sosu ayrı getirebilir misiniz?
Gerçek bir sipariş nasıl akar? Kısa bir diyalog
Aşağıdaki konuşma, iki arkadaşın Londra'da küçük bir restoranda yaşadığı sıradan bir an. Ne kadar kısa olduğuna dikkat et:
Waiter: Hi there, are you ready to order?
Elif: Yes, I think so. I'll have the fish and chips, please.
Waiter: Sure. And for you?
Can: Could I get the burger, but without cheese?
Waiter: No problem. How would you like it cooked?
Can: Medium, please.
Waiter: Lovely. Anything else?
Elif: That's all for now, thanks.
"That's all for now" küçük ama işe yarar bir ifade: "Şimdilik bu kadar" der, sonra tatlı ya da kahve isteme kapısını açık bırakırsın.
Yemek sırasında gelen sorular
Yemek gelince garson genellikle bir kez uğrar ve "How is everything?" diye sorar. Cevap uzun olmak zorunda değil: "Great, thank you."
Bir de şu soruyu tanı: "Are you still working on that?" Kelimesi kelimesine "hâlâ onun üzerinde mi çalışıyorsunuz?" gibi dursa da anlamı "Hâlâ yiyor musunuz, tabağı alayım mı?" demek. Bitirdiysen "I'm done, thanks", bitirmediysen "Still eating, thanks" demen yeterli.
Garson tabağı getirirken "Enjoy your meal!" derse refleksle "You too!" demek çok yaygın ve zararsız bir kaza. Doğal karşılık sadece "Thank you!". Teşekkürlere nasıl cevap verileceğini merak ediyorsan you're welcome dışındaki seçenekleri anlattığımız yazıya bakabilirsin.
Hesabı nasıl istersin?
Hesap kısmında iki kelime karışır: Amerikan İngilizcesinde the check, İngiliz İngilizcesinde the bill denir. İkisini de herkes anlar.
- Could we get the check, please? Hesabı alabilir miyiz?
- Can we split the bill? Hesabı bölebilir miyiz?
- Can I pay by card? Kartla ödeyebilir miyim?
Bahşiş ülkeden ülkeye değişir. ABD'de bahşiş beklenir ve kart makinesi çoğu zaman sana yüzde seçenekleri sunar. İngiltere'de ise hesapta service charge satırı varsa servis ücreti zaten eklenmiş demektir; emin değilsen "Is service included?" diye sorabilirsin.
Kasada sipariş verdiğin kafelerde ve fast food yerlerinde de şu soruyu duyarsın: "For here or to go?" (İngiltere'de "Eat in or take away?"). Burada mı yiyeceksin, yoksa paket mi istiyorsun anlamına gelir.
Bu kalıpları akılda tutmanın kısa yolu
Restoran konuşması aslında hep aynı sırayla ilerler: masa, içecek, sipariş, yemek sırası, hesap. Her aşama için bir cümleyi ezberlemen bile yeter. Yukarıdaki diyalogu sesli okuyup Elif ve Can'ın rollerini sırayla üstlen; bir arkadaşın garson olursa daha da iyi. Böylece gerçek restoranda cümleyi düşünmek yerine sadece söylersin. Masada sohbet koyulaştığında piece of cake gibi ifadeler de duyacaksın; anlamlarını yemekle ilgili İngilizce deyimler yazısında bulursun.
Sık Sorulan Sorular
Restoranda İngilizce sipariş verirken I want demek yanlış mı?
Dilbilgisi olarak yanlış değil ama garsona sert gelebilir. Bunun yerine "I'll have…" ya da "Could I get…?" kalıplarını kullanmak çok daha doğal duyulur.
Hesap için check mi denir, bill mi?
Amerikan İngilizcesinde "the check", İngiliz İngilizcesinde "the bill" denir. Hangisini kullanırsan kullan garson seni anlar.
Are you still working on that ne demek?
Garsonun "Hâlâ yiyor musunuz, tabağı alayım mı?" demesidir. Bitirdiysen "I'm done, thanks", devam ediyorsan "Still eating, thanks" diyebilirsin.
Garson Enjoy your meal derse ne cevap vermeliyim?
Sadece "Thank you!" demen yeterli. Refleksle "You too!" demek çok yaygın bir kaza ama zararsızdır.