İngilizce Kibar Rica: Would You Mind, Could You Possibly
Would you mind sorusuna not at all demek neden evet anlamına gelir? İş yerinde rica ederken hangi kalıbın ne kadar kibar duyulduğunu, aciliyeti nasıl belirteceğini ve yazılı ricanın farkını öğren.
İş yerinde İngilizce kibar rica etmenin en kolay yolu, isteğini soru biçimine sokup araya küçük bir yumuşatıcı eklemektir: “Could you possibly send me the file?” ya da “Would you mind sending me the file?” Hangi kalıbı seçeceğin, karşındaki kişiye ve isteğin ne kadar büyük olduğuna bağlı.
Türkçede “Dosyayı atar mısın?” zaten kibar duyulur. İngilizcede düz “Send me the file” ise emir gibi algılanır, özellikle tanımadığın bir meslektaşa ya da yöneticine söylendiğinde. Aşağıda en işe yarar kalıpları, karşı tarafın vereceği cevaplarla birlikte görüyoruz.
Would you mind neden -ing ile kurulur?
Mind fiili “sakıncası olmak, rahatsız olmak” anlamı taşır ve arkasından bir fiil gelirse o fiil -ing alır. Yani “Would you mind to send” yanlış, doğrusu “Would you mind sending the slides before the call?”
Kendin bir şey yapmak için izin istiyorsan araya if girer: “Would you mind if I left a bit early today?” Buradaki left geçmiş zaman gibi görünür ama zaman bildirmez, sadece cümleyi yumuşatır. Günlük konuşmada “if I leave” da sık duyarsın; ikisi de doğal. Bu tür if yapılarının gerçek ve hayali durumlardaki kullanımını if cümleleri yazımızda ayrıca ele aldık.
“Not at all” neden evet anlamına gelir?
Bu kalıbın en kafa karıştıran kısmı cevabı. Bir eğitmenimiz, bir öğrencimizin yeni işindeki ilk haftasında yaşadığı anı derslerde sık anlatıyor:
“Öğrencim İngiliz bir meslektaşına ‘Would you mind checking my numbers?’ diye sormuş. Karşı taraf ‘Not at all’ deyip kendi ekranına dönmüş. Öğrencim reddedildiğini düşünüp rakamları tek başına kontrol etmeye başlamış. Yarım saat sonra meslektaşı, düzeltmeleri işaretlenmiş dosyayı ona geri göndermiş.”
Mantık şu: soru aslında “Sakıncası var mı?” diye soruyor. “No” ya da “Not at all” demek “Hayır, hiç sakıncası yok”, yani “tabii, hallederim” anlamına gelir. “Yes” demek ise “evet, sakıncası var” demektir ve kibar bir ret sayılır. Aynı eğitmenimizin öğrencilerine verdiği tavsiye kısa: “Would you mind ile sorulduğunda önce hayır de, hemen arkasından sure ekle. Not at all, sure dediğinde kimsenin kafası karışmaz.”
Sen sorduğunda karşı tarafın “Of course not”, “No problem” ya da izin istediysen “Go ahead” demesi onay demektir. Gerçek ret genelde “Actually, I'd rather you didn't” gibi bir actually ile başlar. Ricayı geri çevirmesi gereken sen olursan, bunu kırmadan yapmanın yollarını İngilizcede kibarca hayır demek üzerine yazdığımız yazıda bulursun.
Could you possibly ne zaman kullanılır?
Could you zaten kibardır. Araya possibly eklemek “biliyorum, bu biraz zahmetli olabilir” mesajını verir. Bu yüzden küçük işler için değil, karşı tarafın planını etkileyebilecek istekler için uygundur:
- “Could you possibly cover my shift on Friday?”
- “Could you possibly take a look at this before Thursday?”
- “Could you possibly lend me your charger for the afternoon?”
Kalem istemek için “Could you possibly pass me a pen?” demek ise abartılı, hatta hafif alaycı duyulabilir. Küçük işte “Could you pass me that pen?” yeter. Kibarlığın ölçüsü, isteğin büyüklüğüyle orantılı olmalı.
I was wondering if ile Do you think you could arasındaki fark nedir?
I was wondering if isteği doğrudan bir soru olmaktan çıkarıp bir düşünceye çevirir. Karşı tarafa hayır demek için rahat bir alan bırakır; bu yüzden yöneticine ya da başka departmandan birine yaptığın ricalarda çok işe yarar:
- “I was wondering if you could share last year's budget figures.”
- “I was wondering if I could work from home on Monday.”
Buradaki geçmiş zaman da kibarlık içindir; geçmişte kalmış bir merakı anlatmıyorsun. Cümle soru işaretiyle değil, noktayla biter.
Do you think you could ise karşı tarafın durumunu sorar: “Sence yapabilir misin?” Zaten yoğun olduğunu bildiğin bir ekip arkadaşından iş isterken uygundur: “Do you think you could review my code today?” Buradaki kibarlık, karşındakinin iş yükünü kabul etmekten gelir.
Aciliyeti kibarlığı bozmadan nasıl belirtirsin?
Kibar rica, işin bekleyebileceği anlamına gelmez. Püf noktası aciliyeti emirle değil, gerekçeyle vermek:
- Saati ve nedenini ekle: “Could you send it over by 3 pm? The client is expecting it at 4.”
- Durumu açıkça söyle: “I'm afraid this one's a bit urgent.”
- Acil değilse bunu da belirt: “No rush, whenever you get a chance.”
Sadece “ASAP” yazmak ya da söylemek, özellikle büyük harfle, çoğu ortamda baskı gibi algılanır. Gerekçesi verilmiş net bir saat hem daha etkilidir hem de kimseyi germez.
Yazılı ve sözlü rica arasında ne fark var?
Yüz yüze ricada tonun ve yüz ifaden işin yarısını yapar. Gülümseyerek söylenmiş bir “Can you grab me a coffee?” hiç kaba duyulmaz. Yazıda bu destek yok; aynı cümle bir mesajlaşma uygulamasında kuru kalabilir. Bu yüzden yazılı ricada bir derece daha kibar kalıp seç ve teşekkürü baştan ekle: “Could you take a look at this when you have a minute? Thanks a lot!” Bir Airbnb ev sahibinden erken giriş istemek de tam böyle yazılı bir ricadır; örnek mesajları Airbnb ev sahibiyle İngilizce iletişim yazısında bulursun.
Öte yandan yazıda çok fazla yumuşatıcı, isteğin kendisini gözden kaçırtır. “I was just wondering if maybe you could possibly...” gibi üç yumuşatıcıyı üst üste koyma, birini seç. E-postada ricayı hangi paragrafa yerleştireceğini ve kapanışta beklentini nasıl netleştireceğini İngilizce iş maili kalıplarını anlattığımız yazıda bulabilirsin.
Kibarlık derecesine göre hangi kalıbı seçmelisin?
| Kalıp | Kibarlık | Nerede uygun |
|---|---|---|
| Can you...? | Düşük, samimi | Yakın ekip arkadaşı, küçük iş |
| Could you...? | Orta | Çoğu iş durumu, güvenli seçim |
| Do you think you could...? | Orta üstü | Yoğun bir arkadaştan iş istemek |
| Would you mind + -ing? | Yüksek | Karşı tarafa zahmet veren istekler |
| Could you possibly...? | Yüksek | Plan bozan, büyük istekler |
| I was wondering if... | En yüksek | Yönetici, başka departman, ilk kez çalıştığın kişi |
Kural basit: istek büyüdükçe ve aradaki mesafe arttıkça tabloda bir satır aşağı in. Emin değilsen “Could you...?” ile başla; iş yerinde neredeyse hiç yanlış duyulmaz. Aynı derecelendirme mantığı fikrini söylerken de işe yarar: ne kadar emin olduğuna göre kalıp seçmeyi I think dışındaki fikir belirtme kalıplarını anlattığımız yazıda gösterdik.
Bir ricayla birinin işini bölüyorsan “Sorry to bother you, but...” ile girmek de çok yaygındır. Buradaki sorry gerçek bir özür değil, bölme nezaketidir; ciddi bir hata için kullandığın sorry ile aynı ağırlığı taşımaz.
Bu kalıpları nasıl alışkanlık haline getirirsin?
Kalıpları okuyarak bilmek, yoğun bir günün ortasında ağzından doğru olanın çıkacağı anlamına gelmez. Bu hafta her gün bir kalıp seç ve iş yerinde en az bir kez gerçekten kullan: pazartesi Could you possibly, salı I was wondering if, çarşamba Would you mind. Talk Up'taki canlı konuşma odalarında da eğitmenler rol oyunlarıyla sana bu ricaları yaptırır ve bir cevabı yanlış anladığında bunu anında gösterir.
Sık Sorulan Sorular
Would you mind sorusuna evet demek istiyorsam ne cevap vermeliyim?
“No” ya da “Not at all” demelisin, çünkü soru “sakıncası var mı?” anlamındadır. Karışıklık olmasın diye arkasına “sure” eklemek iyi bir alışkanlıktır.
Would you mind to do mı, doing mi doğru?
Doğrusu doing. Mind fiilinden sonra gelen fiil -ing alır: “Would you mind sending the slides?” Kendin izin istiyorsan “Would you mind if I…” yapısını kullanırsın.
İş yerinde en güvenli rica kalıbı hangisi?
Emin değilsen “Could you…?” ile başla; neredeyse her iş durumunda kibar duyulur. İstek büyüdükçe ya da karşındaki kişi yöneticin olduğunda Could you possibly ya da I was wondering if kalıbına geç.
Acil bir işi kaba görünmeden nasıl isterim?
Aciliyeti emirle değil gerekçeyle ver: net bir saat ve nedenini söyle, örneğin “Could you send it over by 3 pm? The client is expecting it at 4.” Tek başına ASAP demek baskı gibi algılanabilir.